İçeriğe geç

November kaçıncı ay ?

Kasım’a Karışan Günler

Kayseri’de hava her yıl aynı şekilde ağırlaşır. Sanki gökyüzü biraz daha alçalır, sokaklar biraz daha sessizleşir. 25 yaşındayım ve bu şehirde büyümek, duygularımı saklamayı hiç öğrenememekle eşdeğer. Günlüklerim hep dolu, bazen kelimeler taşar, bazen sadece çizgiler kalır. Ama Kasım geldiğinde, içimde bir şey her seferinde yeniden kırılır gibi olur.

O sabah da öyleydi. Camın buğusuna bakarken elimde kalem vardı ama yazacak hiçbir şey bulamıyordum. Sanki düşüncelerim bile üşüyordu. Telefonum titredi, ekranda eski bir mesajın bildirimi kaldı: “November kaçıncı ay?” Bunu yazan oydu.

O.

Adını bile düşününce içimde garip bir sızı oluyor. İnsan bazen bir kelimeyi değil, bir hissi özler ya, işte öyle bir şey.

Kasım’ın İçine Sıkışmış Bir Soru

“November kaçıncı ay?” sorusu basit bir şey gibi duruyor. Ama o gün benim için hiçbir şey basit değildi. Takvime baktım. Kasım, yılın on birinci ayıydı. Bunu biliyordum elbette. Ama mesele bu değildi.

Mesele, onun bu soruyu neden sorduğuydu.

Aramızda uzun zamandır suskunluk vardı. Ne tamamen bitmişti, ne de devam ediyordu. Böyle askıda kalan şeyler en çok can yakar. Sanki bir kapı aralık kalır ve rüzgâr hiç durmadan içeri girer.

O mesajı görünce içimde önce bir heyecan yükseldi. Sonra hemen ardından hayal kırıklığı geldi. Çünkü basit bir bilgi sorusu, bazen bir yoklamadır. “Hâlâ burada mısın?” demenin dolambaçlı bir yoludur.

Ben hâlâ buradaydım.

Ama o, hâlâ aynı yerde miydi, bilmiyordum.

Kayseri’de Kasım Akşamı

O gün dışarı çıktım. Kayseri’de Kasım akşamları erken çöker. Sokak lambaları daha sarı yanar, insanlar daha hızlı yürür. Ben yürürken içimdeki düşünceler hep geriden gelirdi.

Bir kafeye girdim. Aynı köşeye oturdum. Hep oturduğum yere. Garson artık ne söyleyeceğimi ezbere biliyordu.

Defterimi açtım. İlk sayfaya “November kaçıncı ay?” yazdım.

Altına hiçbir şey yazamadım.

Çünkü bu soru aslında bir tarihin değil, bir duygunun sorusuydu. Ne zaman başladığını, ne zaman bittiğini anlamaya çalışıyordum. Ama bazı hikâyelerin başlangıcı net değildir. Bir bakarsın içindesindir.

Telefonu tekrar elime aldım. Yazmadım. Sildim. Yazdım. Yine sildim.

İnsan bazen bir mesajı değil, cesaretini kaybeder.

Hatıraların Arasında Kaybolmak

Onu ilk tanıdığım günü düşündüm. Yazdı mıydım onu o zaman? Sanırım yazmıştım. O gün günlükte şöyle bir cümle vardı: “Bugün biri bana Kasım’ın neden bu kadar soğuk hissettirdiğini sordu.”

O zaman Kasım daha yeni başlamıştı.

Şimdi ise Kasım içimde yer etmiş bir mevsimdi.

Birlikte yürüdüğümüz sokakları düşündüm. Kayseri’nin o sert rüzgârında konuşmadan yürüyüşlerimizi… O suskunluk bile güzeldi o zamanlar. Çünkü aynı sessizlikteydik.

Ama sonra bir gün sessizlik ayrıştı.

O başka bir sessizliğe gitti. Ben burada kaldım.

Ve şimdi biri bana yeniden “November kaçıncı ay?” diye soruyordu.

Sanki zaman hiç geçmemiş gibi.

Gecenin İçinde Gelen Mesaj

Gece yarısına doğru telefon yeniden titredi.

“Yanlış mı yazdım sence?”

Bu cümle, içimde bir şeyi kırdı. Çünkü burada sadece bir dil hatası yoktu. Bir geri dönüş denemesi vardı. Belki de yanlış yazdığı şey ay değil, duyguydu.

Derin bir nefes aldım. Kayseri’nin gece sessizliği bile ağır gelir bazen. Perdeleri açtım, dışarı baktım. Sokak boştu.

Yazdım:

“Kasım, yılın on birinci ayı.”

Sonra durdum.

Devam etmedim.

Çünkü bu cevap eksikti. Bir takvim bilgisinden fazlası gerekiyordu.

Ama ne gerekiyordu, ben de bilmiyordum.

İçimdeki Karışıklık

Hayal kırıklığı hissi ağırdı. Çünkü bir yanım onun yazmasını istiyordu, diğer yanım ise artık yazmamasını.

Heyecan vardı, evet. Küçük, kırılgan bir heyecan. Ama onun yanında korku büyüktü. Aynı döngüye geri dönmekten korkuyordum.

İnsan bazen geçmişe değil, geçmişteki kendisine dönmekten korkar.

Ben o eski halime dönmek istemiyordum. Ama o mesaj, beni oraya çekiyordu.

“November kaçıncı ay?” sorusu artık bir tarih sorusu değil, bir kapıydı. Açılırsa içeri ne gireceğini bilmediğim bir kapı.

Günlüğe Dökülen Gerçek

Kalemi yeniden elime aldım. Bu sefer yazdım.

“Kasım on birinci ay. Ama benim için Kasım, bazı şeylerin yarım kaldığı ay.”

Yazarken elim titredi. Çünkü bunu ilk kez kendime itiraf ediyordum.

Devam ettim:

“Biri bana bugün November kaçıncı ay diye sordu. Basit bir soru gibi duruyor. Ama içimde bir yer, bu sorunun basit olmadığını biliyor. Çünkü bazı insanlar, sorularla geri dönmez. Sadece yoklar.”

Kalemi bıraktım.

Gözlerim doldu. Ağlamak istemiyordum ama gözyaşları zaten izin istemez.

Sabaha Doğru Gelen Sessizlik

Mesajlara cevap gelmedi.

Bazen cevap gelmemesi de bir cevaptır. Bunu öğrenmek en zor olanıdır.

Sabaha karşı Kayseri’nin soğuğu daha da keskinleşti. Pencereden baktım. Gökyüzü griydi. Kasım kendini iyice hissettiriyordu.

Telefonu kapattım.

O an içimde garip bir sakinlik oluştu. Bu sakinlik huzur değildi. Kabullenmeydi.

“November kaçıncı ay?” sorusu artık bende farklı bir yere oturmuştu. Sadece bir ay değil, bir bekleyişin adıydı.

Kasım’ın İçinde Kalan Ben

Günler geçti.

Mesajlar gelmedi.

Ama ben yazmaya devam ettim.

Her gün aynı cümleyle başlıyordum bazen: “Kasım on birinci ay.”

Sonra ekliyordum:

“Ve ben hâlâ buradayım.”

Bazen umut vardı yazdıklarımda. Bazen tamamen kırılmış bir sessizlik.

Ama en çok, kendimi anlamaya çalışıyordum.

Çünkü insan en çok kaybolduğunda kendine yazmaya başlar.

Sonra Hiçbir Şey Olmadı

Bir gün telefonun ekranına uzun uzun baktım. Yeni bir bildirim yoktu.

Ve garip bir şekilde, bunu beklemiyordum bile.

“November kaçıncı ay?” artık bir başlangıç cümlesi olmaktan çıkmıştı. Bir kapanışın içinde erimişti.

Ben de o kapanışın içinde kendimi buldum.

Kayseri’de Kasım devam etti.

Rüzgâr aynıydı.

Sokaklar aynıydı.

Ama ben aynı değildim.

İçimde bir şey, sessizce yer değiştirmişti.

“November kaçıncı ay” hakkındaki meraklarınızı giderebildiysek ne mutlu bize. Ozgunkozmetik ailesi olarak her zaman yanınızdayız!

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

şişli escort
Sitemap
betxper yeni girişilbetgir.netbetexper