Zimmî Ne Demek İslam’da? Siyaset Bilimi Perspektifinden Bir İnceleme
Toplumlar, varlıklarını sürdürebilmek için bir düzen kurar, bu düzen ise çoğu zaman yalnızca ekonomik ve toplumsal değil, dini bir temel üzerine inşa edilir. İktidar, egemenlik, vatandaşlık hakları ve meşruiyet, çoğu zaman dini normlara ve kültürel kodlara dayanarak şekillenir. Bu bağlamda, “zimmî” terimi, hem bir dini kimlik hem de bir toplumsal statü olarak önemli soruları gündeme getirir. İslam hukukunda “zimmî”, İslam devleti sınırları içinde yaşayan ancak Müslüman olmayan, genellikle Hristiyanlar ve Yahudiler gibi semavi din mensupları için kullanılan bir terimdir. Ancak bu kavram, yalnızca dini bir tanımlama değil, aynı zamanda toplumsal, siyasal ve hukukî ilişkilerin bir yansımasıdır. “Zimmî” olma durumu, bireylerin devletin sunduğu haklardan nasıl faydalandığını, onların toplumsal statülerini ve demokrasideki yerlerini anlamamıza yardımcı olur.
Zimmî: Tarihsel Bir Bakış ve İslam Hukukundaki Yeri
İslam’da “zimmî”, kelime olarak “korunan” anlamına gelir ve İslam devleti altında yaşayan, fakat İslam’ı kabul etmeyen kişilere verilen bir statüdür. Bu kavram, özellikle Osmanlı İmparatorluğu gibi çok kültürlü ve çok dinli toplumlarda, dini farklılıkların hukukî ve toplumsal bağlamda nasıl kabul edildiğine dair önemli bir göstergedir. Zimmîler, İslam devleti altında bazı haklardan yararlanırken, belirli yükümlülüklerle de sorumlu tutulurlardı. Örneğin, zimmîler, Müslümanlara uygulanan bazı vergilerden muaf tutulurken, kendi dini özgürlüklerini yaşamak koşuluyla devletin koruması altındaydılar. Bununla birlikte, bazı İslam toplumlarında zimmîlerin sosyal ve siyasi hakları, Müslümanlarla eşit seviyeye gelmezdi; zimmîler, belirli işlerde görev alamaz, dini özgürlükleri sınırlı olurdu.
Bu tanım, sadece dini bir kategorizasyon değil, aynı zamanda iktidarın nasıl yapılandırıldığının, güç ilişkilerinin ve toplumsal düzenin de bir göstergesidir. İslam hukukundaki bu düzen, iktidarın ve kurumların dinî temele dayandığı toplumlarda “öteki” kimliklerinin nasıl şekillendirildiğine dair önemli bir perspektif sunar.
İktidar, Zimmîler ve Sosyal Düzen
İktidar, yalnızca bir hükümetin gücü değil, aynı zamanda toplumdaki normların, değerlerin ve kimliklerin nasıl inşa edildiğiyle ilgilidir. İslam toplumlarında, zimmî statüsü, iktidar ilişkilerinin nasıl işlediğini ve bu ilişkilerin toplumsal düzende nasıl bir denge kurduğunu gösterir. Zimmîler, devletin sunduğu bazı haklardan yararlanırken, belirli yükümlülükleri yerine getirmeyi kabul ederlerdi. Bu yükümlülüklerin başında, “cizye” vergisi gibi, Müslüman olmayanlardan alınan vergiler gelirdi. Cizye, zimmîlerin güvenliğini sağlamak ve toplumda yer edinmelerine olanak tanımak için alınan bir vergi olarak kabul edilirdi.
Ancak zimmîlerin bu sosyal statüsü, güç ilişkilerini ve iktidar yapısını doğrudan etkilerdi. Zimmîler, çoğunluğun inançlarına sahip olmayan bireyler olarak toplumda “öteki” konumuna düşerlerdi. Bu, bir yandan onların güvenliğini garanti altına alırken, diğer yandan toplumsal kabul ve eşitlikten uzak kalmalarına yol açıyordu. İktidar ilişkileri, bu tür bir hiyerarşiyi meşrulaştırarak, zimmîlerin toplumdaki konumlarını belirleyen bir çerçeve oluştururdu.
Bugün bu yapıların bir yansımasını görmek zor olsa da, özellikle Orta Doğu’daki bazı ülkelerde, dini azınlıkların sosyal statüleri, hala geçmişten izler taşımaktadır. Örneğin, Mısır’daki Kıpti Hristiyanları, çoğunluk olan Müslümanların hakim olduğu toplumsal düzenin etkisi altında kalarak, hem siyasi hem de toplumsal haklar bakımından sınırlı kalabilmektedirler.
Zimmîler ve Demokrasi: Katılım Hakları ve Yurttaşlık
Modern demokrasiler, tüm bireylerin eşit haklara sahip olması gerektiği ilkesine dayanır. Ancak, zimmîlerin toplumsal statüsü, bu eşit haklar kavramıyla ne ölçüde örtüşür? İslam toplumlarında, özellikle tarihsel süreçlerde, zimmîlerin katılım hakları sınırlıydı. Demokrasi ve yurttaşlık kavramları, bir toplumun tüm bireylerinin eşit haklarla donatıldığı bir düzeni ifade eder. Ancak zimmîler, bu eşit haklardan her zaman tam olarak faydalanamayan bir grup olarak kalmışlardır.
Günümüzde, demokratik toplumlarda dini azınlıkların durumu, belirli bir ölçüde değişmiştir. Batı’da, özellikle laiklik ilkesinin hâkim olduğu sistemlerde, dini kimlikler toplumsal yaşama daha eşit bir şekilde entegre edilebilir. Ancak bu, her zaman başarılı olabilmiş bir süreç değildir. Fransa gibi seküler ülkelerde bile, dini azınlıkların toplumsal kabulü ve tam katılımı hâlâ büyük bir tartışma konusudur. Örneğin, Fransız laikliği, cami gibi dini yapıları toplumdan ayırmayı savunurken, bu durum bazen dini azınlıkların kültürel ve sosyal katılımını zorlaştırabilmektedir.
Benzer şekilde, Türkiye’de de laiklik ve demokrasi anlayışları, zaman zaman dini azınlıkların toplumsal yerini ve eşit yurttaşlık haklarını sorgulayan bir zemin yaratmıştır. Gayrimüslimlerin devletin sunduğu eşit haklardan yararlanabilmesi, bazen toplumsal normlarla ve yerleşik ideolojilerle çatışma içine girmektedir.
Meşruiyet ve Zimmîlik: Gücün Kaynağı ve Sosyal Kabul
Meşruiyet, bir iktidarın ya da yönetimin, halk tarafından kabul edilmesidir. Zimmî statüsü, yalnızca hukuki bir kavram değil, aynı zamanda toplumdaki güç ilişkilerinin nasıl işlediğinin bir göstergesidir. Bir toplumda zimmîler, iktidarın meşruiyetini ne ölçüde kabul eder? İslam toplumlarında, iktidarın meşruiyeti, genellikle dini bir temele dayanır. İslam toplumlarında, hükümetin ve devletin gücü, çoğu zaman dini normlara dayanarak meşrulaştırılır. Ancak, zimmîler, bu meşruiyetin dışındaki bir kategoriye yerleştirilmiş ve kendi dini kimlikleriyle toplumda kabul edilmeye çalışılmışlardır.
Modern toplumlarda ise, meşruiyet anlayışı daha çok bireysel haklar, eşitlik ve demokrasi üzerine kuruludur. Ancak bu, zimmîlerin geçmişteki statülerinin tamamen ortadan kalktığı anlamına gelmez. Hala pek çok toplumda, dini azınlıklar, “görünürlük”leri sınırlı olarak kabul edilebilir ve bu da onların toplumsal meşruiyetlerini etkiler.
Sonuç: Zimmîlik ve Toplumsal Katılım
Zimmî kavramı, sadece İslam dünyasında değil, aynı zamanda toplumsal yapılar ve güç ilişkileri açısından da önemli bir sorudur. Zimmîler, her ne kadar devletin sunduğu güvenlik ve bazı haklardan faydalansalar da, bu haklar her zaman tam ve eşit değildir. Zimmîlik, toplumsal katılımın sınırlarını çizen, iktidarın nasıl şekillendiğini ve meşruiyetin kim tarafından nasıl sağlandığını ortaya koyan bir kavramdır. Bugün, zimmîlerin yerini alabilecek daha geniş bir kavram, demokrasi, eşit yurttaşlık ve toplumsal katılım haklarıdır. Ancak, bu hakların nasıl işler hale geldiği ve kimlerin bu haklardan yararlanıp yararlanamayacağı, hala toplumların en önemli sorularından biridir.
Peki, sizce dini azınlıkların toplumsal statüsü, demokratik bir sistemde ne kadar eşit olabilir? Zimmîlik gibi kavramlar, modern toplumlardaki eşitlik ve katılım haklarını ne ölçüde etkiler?