Berkin Elvan Kaç Yaşında Öldü? Felsefi Bir Yansıma
“Bir insanın hayatı, ne kadar zaman geçerse geçsin, nasıl bir anlam taşır?” Bu soruyu sormak belki de her zaman mümkün değildir, çünkü bizler, varlıklarımızı genellikle bir yerden bir yere, bir düşünceden başka bir düşünceye sürüklenerek yaşarız. Ancak, bir insanın kaybı, bizlere bu soruyu düşündürmek için zaman tanır. Berkin Elvan, 2013 yılında yaşanan Gezi Parkı olayları sırasında başına isabet eden gaz fişeği sonucu ağır yaralanmış ve 269 gün süren bir komadan sonra 11 yaşında hayatını kaybetmiştir. Berkin’in hayatı, sadece bir çocuğun kaybı olmanın ötesinde, toplumun vicdanına derin izler bırakmış, ahlaki ve felsefi soruları gündeme getirmiştir.
Berkin Elvan’ın ölümü üzerine düşünürken, onun yaşadığı dünyada ne gibi etik, epistemolojik ve ontolojik soruların yer aldığını sorgulamak, bu trajedinin toplumsal ve bireysel anlamını daha iyi kavrayabilmemize yardımcı olabilir. Her bir yaşama değer verilen bir toplumda, bir çocuğun kaybı sadece bireysel bir trajedi değil, aynı zamanda toplumsal yapıyı sorgulatan bir olaydır. Felsefe, insanlık tarihindeki acıları, adalet arayışlarını ve doğru ile yanlış arasındaki sınırları anlamamıza yardımcı olabilir. Peki, Berkin Elvan’ın kaybı karşısında felsefe ne diyor? Hangi etik, bilgi ve varlık anlayışları bu durumu anlamamıza katkı sağlar?
Berkin Elvan’ın Yaşı ve Etik İkilemler
Berkin Elvan’ın yaşı, onun ölümünü anlamlandırmak adına oldukça önemlidir. Bir çocuk, hayatın en başında, masum bir şekilde dünyaya bakarken, ona yönelik bir şiddet ne kadar kabul edilebilir? Etik sorular, insanlık tarihinin en temel sorularından biridir ve “doğru” ve “yanlış” kavramları üzerine inşa edilmiştir. Ancak, Berkin Elvan’ın yaşadığı durum, bu soruları daha da karmaşık hale getirmiştir.
Etik bir çerçeveden baktığımızda, onun ölümünün ardından aklımıza gelen ilk sorulardan biri, “Bir çocuğa yönelen şiddet ne kadar meşru olabilir?” sorusudur. Aristoteles’in etik anlayışında, “doğru eylem” bireyin toplumun yararına hareket etmesidir. Fakat, Berkin Elvan’ın ölümü, bu anlayışla çelişen bir gerçeklik sunmaktadır. Eğer doğru eylem, toplumun iyiliği içinse, o zaman bir çocuğa yönelen şiddet nasıl bir anlam taşır? Berkin’in ölümünü sadece bireysel bir trajedi olarak görmek, toplumun değerleriyle ilgili bir sorgulamayı da gerektirir.
Bu noktada, Kant’ın deontolojik etik anlayışı devreye girebilir. Kant’a göre, bireyler, ahlaki olarak doğruyu yapmakla yükümlüdürler. Berkin’in öldürülmesi, yalnızca onun haklarına saygısızlık değil, aynı zamanda insan haklarına da bir ihlaldir. Olayın, bir çocuğa yapılan şiddet üzerinden tartışılması, toplumsal adaletin ne kadar güvence altına alınması gerektiği sorusunu da gündeme getiriyor. Çocukların, toplumsal düzende korunması gereken en kırılgan varlıklar olduğuna dair evrensel bir görüş vardır. Berkin Elvan’ın ölümünün ardından, bu bakış açısı ne kadar savunulabilir ve hangi ölçütlerle korunmalıdır?
Epistemolojik Bir Perspektif: Ne Bildiğimiz ve Ne Bilmediğimiz
Epistemoloji, bilgi felsefesidir ve neyin doğru bilgi olduğuna dair sorular sorar. Berkin Elvan’ın ölümünü incelemeden önce, bu olayla ilgili bilgi edinme şeklimizi sorgulamak gereklidir. Birçok insan, medyada ve sosyal medyada yer alan bilgilerle, Berkin Elvan’ın ölümüyle ilgili bir kavrayış geliştiriyor. Ancak bu bilgilerin doğru olup olmadığı, bize ulaşan kaynakların güvenilirliği, epistemolojik bir sorudur.
Felsefi anlamda bilgi, bir şeyin doğruluğuna dair güvenilir bir inançtır. Berkin Elvan’ın ölümüne dair edindiğimiz bilgi, medyanın sunduğu görüntülerle sınırlıdır. Buradaki soru, “Ne kadarını biliyoruz ve ne kadarını bilmemiz engelleniyor?” olmalıdır. Platon, “bilgi nedir?” sorusuna, “düşüncelerin doğru olması ve buna inanması” diyerek yanıt verir. Burada, yalnızca Berkin’in ölümüne dair doğru bilgiye ulaşmak değil, aynı zamanda bu bilgiyi nasıl edindiğimiz ve hangi kaynağa güvendiğimiz de önemlidir.
Bilgi kuramı çerçevesinde, Berkin’in ölümünü bir “gerçek” olarak kabul edebilmek için, öncelikle ona dair yeterli ve doğru bilgiye sahip olmamız gerekir. Ancak, medyanın şekillendirdiği bir “hakikat” mi var yoksa gerçekliği yansıtan çok daha karmaşık bir durum mu söz konusu? Bu sorular, Berkin’in ölümünün ardından oluşan toplumsal vicdanın nasıl şekillendiğini ve kolektif hafızanın nasıl şekillendiğini anlamamıza yardımcı olabilir.
Ontolojik Bir Sorun: İnsan Olmanın Anlamı ve Varoluşsal Boyut
Ontoloji, varlık felsefesi olarak bilinir ve varlıkların doğası, anlamı üzerine sorular sorar. Berkin Elvan’ın ölümü, sadece bir çocuğun kaybı değil, aynı zamanda varlık ve insan olma sorusu üzerine derinlemesine bir düşünme çağrısıdır. Bir insan, henüz 11 yaşında hayatını kaybettiğinde, onun yaşadığı dünyadaki anlam, tüm toplumu sarsar. Bu tür bir kayıp, varlık anlayışımızı sarsar ve ölümün anlamı üzerine derinlemesine bir sorgulamaya neden olur.
Heidegger’in varoluşsal düşüncesine bakıldığında, ölümün bir insanın varoluşunun bir parçası olarak kabul edilmesi gerektiğini görürüz. Heidegger, “ölüm, insanın varoluşunun bir parçasıdır” der. Berkin Elvan’ın ölümü, genç yaşta ve acı bir şekilde gerçekleşmiş olsa da, onun varoluşunun nihai bir anlam taşıyıp taşımadığı sorusunu gündeme getirir. Bir çocuk, bir toplumun vicdanına işaret eden bir kayıp olduğunda, toplumsal varlık anlayışımız nasıl şekillenir?
Berkin’in ölümünü ontolojik olarak değerlendirdiğimizde, sadece bireysel bir yaşamın kaybı değil, aynı zamanda bir toplumun değerlerinin, insan haklarının, adalet anlayışının kaybı olarak da görmek gerekir. Bu bakış açısıyla, Berkin Elvan’ın ölümü, toplumsal varlık anlayışımızı sorgulayan, varoluşsal bir kırılma noktasıdır.
Sonuç: Felsefi Düşüncenin Derinliği Üzerine
Berkin Elvan’ın ölümüne dair felsefi bir bakış açısıyla yaklaşmak, sadece onun yaşını sorgulamakla sınırlı kalmaz; aynı zamanda etik, epistemolojik ve ontolojik soruları gündeme getirir. Berkin’in yaşı, bir çocuğun kaybının toplumsal anlamını derinleştirirken, etik sorular da bu kaybın arkasındaki doğru ve yanlış kavramlarını araştırmamıza yönlendirir. Epistemolojik olarak, elde ettiğimiz bilgilerin doğruluğunu sorgularken, ontolojik olarak varlık ve insan olma anlayışımızı yeniden gözden geçiririz.
Son olarak, Berkin Elvan’ın yaşadığı dünyada karşılaştığı adaletsizlik, sadece onun yaşına odaklanmamıza neden olmamalıdır. Her kayıp, toplum olarak bizim kim olduğumuzu sorgulayan bir hatırlatmadır. Berkin, belki de bir yaşamanın “kaç yaşında” olduğunu soran en önemli soruyu sormamıza neden olmuştur: Bir insanın gerçek yaşını, gerçek anlamını neyle ölçeriz?